Yerli dizi

Yerli dizi Son üç yılda 7 kanalda yayınlanan 263 yerli dizinin 236’sı ya yayından kalktı ya da final yaptı. Prof. Tayfun Atay’ın “Dizi mezarlığı” olarak tanımladığı tabloyu yönetmen, senarist ve yapımcılara yorumlattık. Uzmanlar dizi sektörünün bu kafayla nereye gittiğini, çözüm yollarını ve geleceğini anlattı…

Dizilerle Ortadoğu’yu fethettik, dünyaya açıldık. Bu sayede kozmetikten mobilyaya Türk markaların ihracatı arttı. Rekor sayıda dizi çekiliyor, sektör hızla büyüyor. Bu açıdan bakıldığında her şey güllük gülistanlık… Öyle mi? Gerçekten her şey çok güzel mi gidiyor? Senaryolar, oyunculuklar, en önemlisi yapımcıların stratejileri iyi mi? Dost acı söyler. İşte size gözbebeğimiz Türk dizileriyle ilgili gelecekten uyarılar…

Medya takip ajansı Interpress’in yaptığı yeni bir araştırmaya göre son 3 yılda 7 kanalda yayınlanan 263 yerli dizinin 236’sı, ya final yapmış ya da yayından kaldırılmış. Devam eden dizi sayısı sadece 26. ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Tayfun Atay, bu rakamlara “Anormal” diyor. “Memleket dizi mezarlığına dönmüş…” Yönetmen Ezel Akay daha açık konuşuyor: “Rakamlara göre dizilerin sadece yüzde 10’u devam ediyor. Bu, televizyoncuların bu işten anlamadığını gösteriyor!”

‘BU BİR ÇÖKÜŞ’

Önceki yıllarla kıyaslandığında, yayına giren dizi sayısı da kaldırılanlar da patlamış durumda. Atay’ın tabloyu şöyle yorumluyor:

“Enflasyon, devalüasyona yol açtı. Dizi piyasasının en büyük çıkışı geçen yıldı. Yapımcılar harıl harıl dizi çekti ve yazdan ekrana sürdü. Sonuçsa hüsran… En çok dizi çekilen yıl, en çok dizi harcanan yıla dönüştü…” Senarist Nilgün Öneş, “Bu kadar fazla dizinin yayınlanması ve doğal olarak büyük bir kısmının elenmesi, elbette bir çöküş” diyor. Ve çarpıcı itiraflarda bulunuyor: “Ülkemizdeki dizi sektörü teknik imkânlar açısından yukarı ama yaratıcılık açısından baş aşağı gidiyor.Bu sonu biz kendi ellerimizle hazırladık. Kanallar prime time’ı dizilerle kapatmaya ve süreleri 45 dakikadan önce 60, sonra 90 şimdilerde de 100 küsur dakikalara çıkarmaya karar verdiklerinde sektörün kendi bindiği dalı keseceği ortadaydı…” Yurtdışında dizi süreleri 45 dakika ve sezonda 13, en fazla 26 bölüm yayınlanıyor. Mad Men ya da Homeland gibi sinema kalitesindeki işler, kendi koşullarını dayatıyor… Öneş’in başka endişeleri de var. Yurtdışına satıp övündüğümüz diziler konusunda bir noktaya dikkat çekiyor: “Yabancı dizilerin kim bilir kaçta kaçı rakamlarla satılıyorlar. Değerli bir iş üretirseniz karşılığını alırsınız. Hızla yapılıp birçok ülkeye satıldığı için başarılı olarak kabul edilen çalışmalarımız, gözümüzü boyamamalı.”

AMERİKA’YI YENİDEN KEŞFEDİYORUZ

Peki bugün okuduğunuz iddialara konu olan parlak dizi sektörünü gelecekte neler bekliyor? Prof. Atay, bu sezon yaşanan durumun dip noktası olabileceği görüşünde: “Artık kimse o kadar hesapsız-kitapsız, ‘alaturka’ şekilde bu işlere girmez. Orta vadede olumlu olacak. Daha kaliteli hikâyeler gelecek. Süreleri kısaltarak Amerika’yı yeniden keşfedeceğiz…” Yapımcı Şükrü Avşar da gelecekten umutlu: “Yavaş yavaş sektör kendini bulacak, daha kaliteli yapımlar öne çıkacak. Daha yolun başındayız ama seyirci zamanla daha seçici olacak.” Yönetmen Ezel Akay ise detaya giriyor: “15-20 sene önce Brezilya dizileri izleniyordu. Türk televizyoncuları pembe dizilerin yerine oynadı ve dizilerin formatı Brezilya dizisi gibi oldu. Ancak bir format en fazla 30 yıl dayandığı için pembe dizilerin sonu geldi, sahici dramalara doğru gidiyoruz.” Galiba böbürlenme zamanı geçti, şimdi akılları başa alma zamanı…

‘Zevksizliği yaratan TV kanalları’

Yönetmen Ezel Akay, dizi sürelerinin 100 dakikayı aşmasından da kanalları sorumlu tutuyor: “Televizyon kanalları Türk insanının estetik zevkini değiştirdi. Zevksizliği destekleyen televizyon kanallarının seçimi oldu.” Kanalları sorumlu tutan sadece Akay değil, Senaryo Yazarları Derneği’nin (Sen-Der) açıklaması şöyle: “Her tür uzatmaya uygun olmadığı için tek tip diziler üretilir oldu. Bu durum, seyirci beğenisini de tek tipe indirgedi. Sermaye sahibi yaklaşan tehlikeyi görmezden geldi. Çünkü hiç risk almıyor, sürekli sıfır katma maliyetle ürettirdiği ürünlerden altın yumurtlayan tavuk misali para kazanacak mecralar buluyordu…”

Beren ile Tuba dizi kurtarır mı?

Sürelerin uzunluğu, başrol oyuncularının aldığı yüksek rakamlar, bir süredir tartışılıyor. Bir de ünlü oyuncuların performansı meselesi var… Dahası, bu konuda çok çarpıcı araştırmalar da var! Ezel’in yayınlandığı 2011’de dizinin fanatikleri, ezel.gen.tr adresinde dizi oyuncularını tek tek değerlendirdi ve Cansu Dere’nin iyi rol yapamadığı konusunda birleştiler. Geçen hafta da köşe yazarı, çevirmen Ceren Şehirlioğlu, 20 Dakika’da Tuba Büyüküstün’ün oyunculuğu için “Bir heykelin inandırıcılığı daha net” diyor. Şehirlioğlu’nun sivri dilinden Beren Saat de nasibini alıyor: “Beren Saat’in 80 dakika 5 cümleden fazla kurmayıp uzaklara baktığı, 81’inci dakikada Hakan karakterine attığı tekmeyle bir uyanıp sonra yeniden uykuya daldığı bir esneme festivali…” 20 Dakika ve İntikam’ın, sezon ortasının köpürtülüp hayal kırıklığı yaratan iki işi olduğunu savunuyor yazar: “Saat ve Büyüküstün’le ilgili kabul etmemiz gereken şey, sadece iyi resim verdikleri ve bize içine düştüğümüz büyük yeteneksizlik çukurunu hatırlattıkları.”

Prof. Tayfun Atay ise başrol oyuncularıyla ilgili “Başarılı olan da var olmayan da” diyor. Oyunculuğun dizinin başarısında önemini reddetmiyor ama hikâye, akış ve içerik zenginliğinin çok daha belirleyici olduğunu düşünüyor. Nilgün Öneş de hiçbir oyuncunun bir diziyi kurtaramayacağı görüşünde. “Belki ilk birkaç bölüm onların hatırı için izlenebilir. Ama proje iyi değilse batmaya mahkûmdur. Dizi işini iyi bilen ülkeler bu nedenle yatırımlarını kreatif insanlar üzerine yapıyor. İsimsiz bir sürü oyuncu dizilerde oynuyor ve iş gayet de güzel yürüyor.” Buna İsveç – Danimarka ortak yapımı ve 10 bölüm yayınlanan “The Bridge” isimli bir diziyi örnek veriyor. Ezel Akay’a göreyse 10 yıl için ne bu oyuncular ne televizyoncular ne de yapımcılar kalacak!

‘Uyarlamaları seyirci artık yemiyor’

Ezel Akay: “Edebi eserlerden uyarlamalar kötü değil. Türkiye’deki senaristler Avrupa’daki meslektaşlarını aratmayacak, muazzam yetenekler kazandılar. Edebi eserlere dönmek, edebiyatçılarla çalışmak özgünlüğü sağlayacaktır. Bu diziler kitap okumayı teşvik eder. Amerika’yı cahiller ülkesi olarak anıyoruz ama bu ülke televizyon ve sinema sayesinde okuma oranlarını çok yükseltti.

Tayfun Atay: “Bu uyarlamaların sebebi başta vurguladığımız enflasyonist baskı. Çok kafa yormanız gerekmiyor çünkü. Bir yabancı dizi uyarlaması da Yeşilçam’ın kültleşmiş sinema hikâyeleri de kolaycı işler. Ama artık deniz bitti! Seyirci artık bunları yemiyor! Özgün senaryolar çoğalacak, bu tür uyarlamalar her yerde olduğu gibi makûl bir ölçüye gerileyecek. Hatta orada da seçici olunacak. Mesela artık Orhan Kemal, Kemal Tahir uyarlamalarının çok şansı yok gibi geliyor bana. Doyduk bunlara.”

Senaryo Yazarları Derneği: “Sonunda bu düzene tokadı vuran seyirci oldu. Aynı tip dizilere isyan etti. Aynı tip dizilerden sadece birkaçını seçip izler oldu.”

‘Makyaj kusurlarının nedeni ünlü kadınlar’

Ali Rıza Özdemir (Makyaj sanatçısı): İyi birkaç örnek olsa da dizilerdeki makyajlar hep eleştirilir. Doğal olmadığı, karakteri yansıtmadığı için… Meğer bunun sebebi dizilerin ünlü kadınlarıymış. Makyaj sanatçısı Ali Rıza Özdemir, “Dizilerdeki ünlü oyuncular, ‘Ben böyle görünmek istiyorum’ diyerek kendini nasıl görmek istiyorsa öyle makyaj yaptırıyor. O zaman da ortaya komik sonuçlar çıkabiliyor” diyor. Bir diğer nedeni de setlerde yeteri kadar makyaj uzmanı çalıştırılmayıp onlarca oyuncunun makyajının kısa zamanda yapılması…

‘Çare, pilot bölüm sistemi’

Dizi sektöründeki israf nasıl durdurulacak? Yönetmen Ezel Akay’ın önerisi, pilot bölüm sistemi. “263 dizi direkt yayına gireceğine 263 pilot bölüm çekilseydi daha az dizi kaybedilirdi. Özel saatlerde gösterilir, rağbet varsa devam ederdi” diyor yönetmen. Sistemi açıklamaya şöyle devam ediyor: “Pilot bölüm düşük risk demektir. Çekilip televizyonda yayınlanabilir ya da geniş bir izleyici araştırmasına sokulabilir. Beğenilirse devamı çekilir.”

Dizilerin düze çıkması için Akay’ın bir önerisi daha var. O da devletten bağımsız, ciddi şartlarda yapılmış sağlam bir araştırma: “50 bin kişilik bir araştırmanın karşısında kimse duramaz. Çeşitli gruplardan insanların televizyon izleme zevkiyle ilgili birçok değerlendirme elde edilebilir.”

Türk dizilerinin pembe dizilere oranla pahalı, TV dramalarına göre ucuz olduğunu söyleyen Akay, “Basit içerikler için büyük paralar harcamaya gerek yok. Brezilya, Arjantin ve İsrail günlük diziye döndü, çok düşük ücretlerle çalışıyorlar. 40 bin dolara mal olan 40 dakikalık formatlar bunlar ve dünyanın her yerine satıyorlar. Bu da yeni bir kategori olacak” diyor

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.